Hayatta her şey tekamülden ibaret. Aslında bir günde bir şeylerin değişeceğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Demek ki şimdiye kadar hiç birşey değiştirmemişsin.
Ocak 29, 2011
Ağustos 13, 2010
Sankt Petersburg film setindeyim…
Dün, ayaklarımı kurtarmak için öğlen sularında bir alışveriş merkezine girerek (Gostviny Dvor) kendime bir çift trekking ayakkabısı aldım. Çünkü buraya getirdiğim tek ayakkabım bir çift Converse idi ve resmen ayaklarımın şaftı kaydı. Ayak tabanlarım su topladı. Tabi bunda,durmadan yürümenin de etkisi var. Alır almaz oracıkta geçirdim ayakkabıları ayağıma ve ohh Dünya varmış. Converse’leri neredeyse çöpe atacaktım.
Tekrar yeni ayakkabılarla sağa sola turladım. Muhteşem bir Katedralde (Our Lady of Kazan) uzunca bir süre oyalandım. Bahçesinde biraz dinlendim. Sonra Nevski Caddesinde bir cafeye girdim. Artık ayaklarım da rahat etmişti. Akşam için planlar yaptım. Cafeden çıktım. (16-17 suları) Nehir kenarında fotoğraf çekeceğim için o yöne yöneldim. Güneş görmeyen kaldırımda yürümek için ilk trafik ışığında karşıya geçmeye karar verdim. Karşıya geçmeye başladım. Çok sıkışık bir kavşaktı. Arkamdan birileri sürekli itiyordu. Karşıya ulaşmak üzereydim ki önümdeki iki kişiden erkek olanı geriye, bana doğru döndü. Kadın olan da geri geri geri üstüme gelmeye başladı. Solumdan birisi beni arabalara doğru itelerken ben aradan arabaların yanından bağıra çağıra küfür ede ede sıyrıldım.
Sandım.
Zira ben bunun kavşaktaki sıradan bir insan kalabalığı olduğunu sanarken soyuluyormuşum meğerse!! Karşıya geçtim. Durumu kafamda değerlendirirken (1-2 saniye) elimi çantama attım. Ve maalesef çantanın fermuarı açıktı. Etrafa baktığımda ise bana dönen izbandut Rus haydutundan ve onun soysuz çetesinden eser yoktu. ilk kontrolde pahalı bir lensim ve cüzdanımın gittiğini fark ettim.
Sonra orada biraz beklemeye karar verdim. Haydutlardan gelen giden yok. Hemen ışığın altındaki satıcı kadına,elimdeki rehberdeki ifadelerle “polis nerede” diye sordum. Anlamayınca bir de rusçasını okuttum. Kadından çıt yok! Köşede bekleyen bir başka adama sordum. Okuttum. ıı ıhhh. Lan sanki film setindeyiz. Herkes haydut. Sonra sakinleşmek için biraz daha bekledim. Polis yerine otele gitmeye karar verdim.
Oteldeki görevli hatun bana çok yardımcı oldu. Polisi aradı. Olay yerine göre hangi karakola gideceğimi öğrendi. Polisle ne yapmam, nasıl davranmam gerektiğini anlattı. Çevirmen talep etmemi tembihledi. Ücretsizmiş ve istersem getirmeleri gerekiyormuş. Pasaportum da gitseydi, Türk büyükelçiliğine başvurmam gerekecekti. Ama sınırda buranın polisleri sorun yaratıyorlarmış.
Yine yaşadığım ülkemin değerini anladım.
Gezdiğim ve fotoğrafladığım iki şehirde de rezalet manzaralarla karşılaştım. Sokak araları bizim İstiklal’in izbe, bakımsız sokak araları gibi. Hatta daha beter. Çarpık arabalar olduğu yere bırakılmış.
Neyse bugün yine plandaki yerlere giderek kalan makinemle sabah çekimlerini yaparak 10:30′da karakola gittim. Daha doğrusu ilk gittiğim karakoldaki polis, rehberin şu an çok işi olduğunu!!! saat 14:00′den sonra gelirsem ilgilenebileceklerini! söyledi. Oradan metro istasyonunda gördüğüm intourist’e (Turizm Danışma) giderek durumu anlattım. Oradaki görevli Metrodaki bir karakola benimle gelerek onlara durumu anlattı. Onlar da başka bir karakolu tarif ettiler.
Ben de fotoğraf çeke çeke o adrese üşenmedim, gittim. Karakolun girişin BMW, Mercedes, Escalade sanki araba galerisi.
Vee tam iki saat tercüman ha geldi ha gelecek diye bekledim. Bi ara vazgeçeyim dedim. Ama içeriden dışarıya çıkmak için görevliye söylemek gerekiyor. Kapı bir butonla açılabiliyor. Aha! dedim haberlere konu olacaz!
Tercüman geldi. Üniformalı genç bir polis. Beni koridorlardan ikinci kattaki bir odaya götürdü. Odada bilgisayarda zabıt tuttu. Arada makinemi nereden aldığımı, modelini, kaça aldığımı, Kemer’i, Antalya’yı konuştuk. Sonra Antalya’da bir hafta tatilin kaça patlayacağını sordu v.s. Ben belgeyi Rusça! olarak alabildim.
Tabi bendeki fotoğraf çekme azmi sönmedi. Oradan ayrıldım ve uzunca bir köprünün üzerinden Neva Nehri’ni yürüyerek geçtim ve Avrupa’nın en büyük Camisine gelerek burada bir kaç kare çektim.
Tüm bunların üzerine akşam yemeğinde kendime ziyafet çektim. Gece çekimi planlarımı da bir başka sefere diyerek iptal ettim.
Böle işte! Hakikaten heyecanlı bir gezi oluyor.
Ağustos 12, 2010
Yataklı Vagon
Onca stresten sonra yataklı vagonuma ulaştım. İçeride 2 genç erkek (Ivan ve Aleksander) ve 1 bayan (Irina) vardı. Ve en güzel olanı da hepsi İngilizce konuşabiliyordu! Yatana kadar yaklaşık 1.5 saat muhabbet ettik. Çok eğlenceliydi. Hepsi bir şekilde Türkiye’ye gelmiş. Alex Moskova’nın çok tehlikeli olduğunu söyledi. Ben de bir problem yaşamadığımı söyledim. Şaşırdı!!! Dikkatli olmamı tembihledi. Politika ve Rusyanın tarihi hakkında sohbet ettik.
Sonra herkes “спокойной ночи” dedi. Ben demeye çalışıp beceremeyince “good night” diyerek olayı kapattım :)
Kapısı kilitli olan kuşetin kapısı güm güm güm diye çaldı. (05:45)Dışarıda bir görevli pasaport diye bağırıyor. Kimse uyanmadı. Ben uyanıp kapıyı açana kadar görevli gitmiş.! Sonra da gelip kimse sormadı.
06:55, tam zamanında Sankt Petersburg’a vardık. Görünüşe göre şehir uyanmamış. İlk izlenim: Şehir Moskova’ya göre daha az gelişmiş durumda. Binalar bakımsız. Otele ulaşmak için Metro’ya bindim. Sonra otele ulaştım (07:25). Sürpriz, otel kapalı!! Pencereler açık ama kapıyı açan yok. Biraz bekleyince kahvaltı yapacak yer bulmak için yürümeye karar verdim. Açık bulduğum tek kafe olan Mısırlı birinin işlettiği bir kafede kahvaltı olarak tavuklu sandviç bulabildim.
Ağustos 11, 2010
Moskova ve Sankt Petersburg’dan
Nisan 11, 2010
Hayat zorlu ve acımasız olduğunu göstermeye çekinmiyor.
Bu sıralar biraz sıkıldığımı ve sıkıştığımı itiraf etmeliyim. Yapacak onca şey sırada beklerken, yapacak hiçbirşey bulamamak sıkıyor gerçekten insanı…
Ocak 9, 2010
Yeni bir heyecan
Yıllardır içimde bir uhde olarak kalmıştı bisiklet. Bugün buna bir son verdim ve bir bisiklet aldım. Çok mutlu oldum gerçekten. Küçükken saatlerce binmekten usanmadığım mavi bisikletim, Pinokyo, şimdi tarih oldu. Onu takip eden Beldesan, 5 yıl önce, bir başkasına ait olmak zorunda kaldı. Arkasından göz yaşı bile dökemedim.
Yeni bisikletimle nice yollarda gezinmek istiyorum. Bu sefer bisikletimi pek terk etmeye niyetim yok.
:) Bu ilk günümde fark ettim ki hala güzel biniyorum bisiklete. Sirkeciden vapura onunla birlikte bindik. Kadıköy’de, meydanda bir tur bile attım :) Sonra arabaya sığmadı ve hemen bir çırpıda söktüm tekerlerini eski el çabukluğuyla. Evde de yine eski günlerdeki gibi bir çırpıda topladım bisikleti.
Aralık 20, 2009
Burada sadece yazı yazmayı planlıyorum.
Bu blog sadece günlük yazılarımı tutmak için ayırdığım bir sayfa olacak.
Hadi bakalım, nasip…